24 Mart 2018 Cumartesi

10 Temmuz 2017 Pazartesi

Bilim Adamları Cengiz Han’ın Milliyetini Tespit Etti





Bilim Adamları Cengiz Han’ın Milliyetini Tespit Etti
Büyük savaşçı ve komutan Cengiz Han’ın hayatını araştırmaya tüm ömrünü adayan ünlü tarihçi Vladimir Belinskii, iddasına kanıt olarak Cengiz İmparatorluğunun esasen 4 boyun oluşturduğunu ve bu boyların Türk boyları olduğunu ortaya koydu.
Ukraynalı ünlü tarihçi Vladimir Belinskii Cengiz Han’ın Moğol olmadığını, aksine Türk olduğunu iddia etti.
Büyük savaşçı ve komutan Cengiz Han’ın hayatını araştırmaya tüm ömrünü adayan ünlü tarihçi Vladimir Belinskii, iddasına kanıt olarak Cengiz İmparatorluğunun esasen 4 boyun oluşturduğunu ve bu boyların Türk boyları olduğunu ortaya koydu. Bu boylar, Kıyatlar, Kereyler, Naymanlar ve Merkitler.

Cengiz Han’ın babası Esugey Bahadır Kiyat boyuna mensup birisi idi. Cengiz Han’ın eşi Börte’nin boyu ise Kongırat.
Vladimir Belinskii, tüm imparatorluğun Türkçe konuştuğunu ve Cengiz Han’ın gerçek adının “Temirçın” olarak okunması gerektiğini iddia ediyor. Büyük imparatorun Türk olduğunu ispat noktasında ünlü tarihçinin başka iddiaları da var. Doğuya yapacağı büyük sefer öncesinde bütün Türk boyları Cengiz Han’ın buyruğu altında birleşti. Bunun içindir ki Kazakistan coğrafyasında Cengiz Han’ın ordusu ile göçebe Türkler arasında hiç sorun yaşanmadı. Cengiz İmparatorluğunun daha kurulduğu yıllarda Ak-Naymanlar ve diğer boylar onun içinde yer alıyordu.
Bu bakış açısını ünlü Rusyalı tarihçi Hacı Murat’da savunuyor. Ona göre, Cengiz Han Altay menşeyli Türk boylarının mensubu. Ünlü tarihçinin tahminine göre, büyük imparatorun Çin’e yaptığı meşhur seferi öncesinde, imparatorluğa Moğol boyları da dahil oldu.

Vladimir Belinskii ve Hacı Murat’ın Cengiz Han’ın Türk olduğu yönündeki iddialarına delil olarak ortaya koydukları “Cengiz Han İmparatorluğu’nda kullanılan metal paranın üstünde Türkçe yazması.” görüşü ise aslında gayet açık bir ispat niteliğinde.
kaynak: http://www.turkhaber24.com/haber/6737/bilim-adamlari-cengiz-han39in-milliyetini-tespit-etti


Prof. Küçükusta: Tüm sağlık reçeteleri yalan! Bizi zorla hasta ediyorlar, hastanelere gitmeyin!





Prof. Küçükusta: Tüm sağlık reçeteleri yalan! Bizi zorla hasta ediyorlar, hastanelere gitmeyin!
Profesör Ahmet Rasim Küçükusta ezberleri bozdu. Dünya sağlık kartellerini eleştirdi. “Hastaneye giderseniz sizi zorla hasta ederler” dedi.
– Mr’ların yüzde 90’ı gereksiz yere çekiliyor.
– Kanser taramalarının çoğu kandırmaca. Insanlar kendilerini kullandırmasın.
– İlaçların çoğu boşa veriliyor. Yüzde 37’si çöpe gidiyor.
– Antibiyotik yazan değil, yazmayan doktor makbuldür. Ama bizde tam tersi geçerli maalesef.
– Grip aşılarının etkinliği sıfır.. Ben hayatta vurdurmam.
– Her yıl gereksiz yere binlerce biyopsi yapılıyor, röntgen çekiliyor.
– Leblebi çekirdek yer gibi anjiyo yapılıyor. Stent takılıyor. Bunlar vücuda zarar veriyor.
– Check-up kampanyaları gerçek bir tuzak. Akciğer filmi vücudunuza zarar veriyor.
– Insanlar kendiliğinden geçecek hastalıklar ıcın kesinlikle hastanelere gitmesinler. Tahliller vücuda radyoaktif ışın veriyor. Gereksiz ilacın faydası yok zararı var.
“Başlangıç” diye birşey uyduruldu. Hastalara, alzheimer, reflü, astım başlangıcı teşhisi konuyor. Amaç hastayı boş çevirmemek. Başlangıç diye birşey yok. Ya hastasın ya değilsin.
– Kolestrol ilaçlarının tedavi yüzdesi çok düşük. Zararı daha fazla. Hayat tarzınızı değiştirmek ilaçtan çok daha etkili. Doğal beslen, hareket et bu beladan kurtul.
– Nodül çok abartılıyor. Nodülün kansere dönüşme ihtimali çok düşük. Bunun için gereksiz tahlil ve teşhisler yapılıyor.
– Vitamin haplarının sağlam insanlara hiçbir faydası yok. “Ben yorgunum” diye vitamin hapı alınmaz.
– Köpek balığı kıkırdağı ile kanser tedavi edildiği iddiası tamamen uydurma. Köpek balıklarının kansere yakalanmadığı düşüncesi de safsata. Bu hayvanlarda kırk çeşit kanser tespit edildi.
– “Bitkisel ilaçların hepsi masumdur. Yan etkisi yok” düşüncesi doğru değil. Unutmayın, haşhaş, tütün, zehirli mantar da birer bitki…
kaynak: http://siyahincimiz.com/prof-kucukusta-tum-saglik-receteleri-yalan

9 Temmuz 2017 Pazar

Kan gruplarına karakter özellikleri




Kan gruplarına karakter özellikleri
İnsan vücudunun belki de en önemli maddesi, olmazsa olmazı kan… Vücudumuzun %7-8’i kandan oluşur. Bir damla kan bile, insanların hayatında köklü değişiklikler yaratabilir. Kırmızı renkli, damarlarımızda dolaşan bu sıvının vücutta üstlendiği en önemli görev, hücrelere oksijen ulaştırmaktır. Ayrıca vücut için önem arz eden maddeleri de taşıyor ve vücuttaki zarlı maddelerin atılmasına da yardımcı. Damarlarda oluşan yırtıkları anında onaran bir bekçidir adeta, kan…

Kan ile ilgili sayısal verilere bakıldığında:

-Her 100 kişiden 40’ı 0 RH pozitif,
-Her 100 kişiden 7’si 0 RH negatif,
-Her 100 kişiden 34’ü A RH pozitif,
-Her 100 kişiden 6’sı A RH negatif,
-Her 100 kişiden 8’i B RH pozitif,
-Her 100 kişiden 1’i B RH negatif,
-Her 100 kişiden 3’ü AB RH pozitif,
-Her 100 kişiden 1’i AB RH negatif kan grubuna sahip olduğu gözlenmiştir.

En eski kan grubu ise, 0 grubudur. 0 grubu “avcı”, A grubu “çiftçi”, B grubu “göçebe” ve AB grubu ise “modern” olarak adlandırılmıştır.

Kan gruplarına karakter özellikleri incelendiğinde ilginç sonuçlar ortaya çıkmış. O grubu kan taşıyan insanların kendine güvenen, cesaretli insanlar oldukları, A grubundaki insanların sinirli ve hassas bir yapıya sahip oldukları, B grubundakilerin diğerleriyle uyumlu, iletişimi yüksek ve yaratıcı fikirlere sahip oldukları ve AB grubundaki insanların ise, en çekici ve ilginç insanlar oldukları belirlenmiş.

Şimdi de kan gruplarına göre karakter özelliklerini ayrıntılı biçimde ele alalım:

0 Grubu: Güçlü, dayanıklı, özgüveni yüksek, cesaretli ve iyimser insanlardır. İçine bulundukları ortama adeta bir bukalemun gibi iyi uyum sağlarlar. Hayattan keyif almayı bilen, dünya nimetlerinden en iyi biçimde faydalanırlar. Hayatı ciddiye almaz, onu bir melodi gibiymişçesine kavrar ve yaşarlar. Modaya, havaya ve zamana uyumda problem yaşamazlar. İnsanlarla iletişimleri çok kuvvetlidir. Olumlu ilişkiler kurmada üzerlerine kimse yoktur. Kendilerine verilen olanakları sonuna dek kullanırlar. Amaçlarına kolaylıkla, fazla çaba göstermeden ulaşırlar. Sivri ve uç fikirleri, eğilimleri yoktur. Sağlıklı bir bünyeye sahiptirler. Liderlik özellikleri ve başarı için gerekli güdüye sahip olmak 0 grubu insanlarının anahtar özelliklerindendir.

A Grubu: Kalabalık toplumlarla ve kırsal yaşamın gerginlikleriyle baş edebilmek için ortaya çıkmıştır. Bu grubun psikolojik özelliklerinden bazıları, kalabalık çevrelerin kitlesel ihtiyaçlarına katlanmakla oluşmuştur. Bu yüzden uyumlu bir yaradılışları vardır. Hisleri kuvvetlidir. Araştırma yapmaktan hoşlanan insanlar bu kan grubunu taşır. Dış dünyalarındaki tüm değişikliklere duyarlıdırlar. Bu aşırı duyarlılıkları, çevreleriyle çatışma içerinse girdiklerinde ters tepmekte ve bu gruptaki insanlar içlerine kapanmaktadır. Çevrelerindeki olaylara dayanma kapasiteleri yetersiz kaldığında ve uyumda güçlük yaşadıklarında o toplumun en acınacak, zavallı insanları olurlar.
En kilit özellikleri paylaşımcı olmalarıdır. Kendilerine ait neleri varsa, sevdikleriyle paylaşmaktan asla kaçınmazlar. Sıkıntılarını içlerine atar, kimseyle paylaşmazlar. Dolayısıyla kan grupları içerisinde depresyona girmeye en müsait olanlardır. Ayrıca A grubu insanların diğer gruplardakilere nazaran daha az grip olduğu da su götürmez bir gerçektir.

B Grubu: zamanla toplumlardaki ırkların kaynaşması, yeni topraklar ve iklimlerle karşı karşıya kalan ilk B’lerin yaşamlarını idame ettirebilmeleri için uyumlu ve yaratıcı olmaları gerekmekteydi. B grupları, yerleşik hayata geçmiş A grupları kadar düzen sahibi ve konfor düşkünü değillerdir. Ayrıca bu grup, 0 grubundakilere göre daha az kararlılık gösteren yapıya sahiptir.

Biyolojik açıdan diğer kan gruplarına göre daha uyumlu bir yapı arz eder. Davranışlarında akılcılık ön plandadır, sistemli, düzenli ve iradeli yaşamayı severler. Başkalarının fikirlerinden etkilenmez, kendi kararlarını uygulamaya koyarlar. Egemen güç olmaktan ve insanları yönetmekten hoşlanırlar. İnatçı, otorite ve sert mizaca sahip olmalarından dolayı askerlik, uzmanlık, danışmanlı ve yöneticilik gibi işler yaparlar. Empati yapabilme yetenekleri gelişmiş bireylerdir.

AB grubu: Bu grup, sinirli ve hassas A’larla dengeli B’lerin birleşimi sonucu oluşmuştur. Bundan dolayı, biraz parça parça karaktere sahiplerdir. Diğer üç grubun tüm özelliklerini karmaşık ve karışık bir biçimde kendilerinde toplamışlardır. Dengeli bir yapıya ulaşmak için güçlü bir disiplinle karşılaşana kadar bocalayan, kaprisli, kararsız ve tutarsız bir kişilik sürdürürler. Çevrelerine önem vermeleri, sosyal tutumu önemsemeleri ve mantıklı düşünme yetisine sahip olmaları onları başarıya götürebilir. Detaycı değiller. En ilginç ve en çekici kan grubudurlar. Bu gruptan insanlar dünyada fazla bulunmaz. Dünya nüfusunun yaklaşık %5’ini oluştururlar. Ayrıca bu grup, kan gruplarının en yenisi olma özelliğini taşır.



Kan Grubu-Kişilik Arasındaki İlişki

Japon uzmanların yapmış olduğu bir araştırmaya göre, kan gruplarının insan kişiliğiyle yakından ilgisi olduğu ortaya çıktı. Japon uzmanlar, “İnsan vücudunun kimyası ile kişilik arasında önemli bağlar var. Kan grupları bunlardan biri.”diyerek açıklama yapmışlardır.

A Grubu Kadını: Çocukları çok sever ve sürekli çocuklarıyla ilgilendiklerinden eşlerini ihmal ederler. Para harcamaya düşkündürler. Değişiklikten hoşlanırlar.

A Grubu Erkeği: İyi bir dost ve konuşmacıdır. Düzenli yaşamayı tercih eder. Eş seçimi konusunda titizdir.

B Grubu Kadını: Para konusunda ya çok cimri ya da eli çok açık biridir.
B Grubu Erkeği: Özgürlüğünün kısıtlanmasından nefret eder. Kadınlara sonsuz saygı duyar. Neşeli bir aile ister. Yemek konusunda oldukça titiz bir yapıya sahiptir.
AB Grubu Kadını: Süse düşkündür. Para konusunda tutumlu biridir. Yemek pişirmek ve güzel sofra hazırlamakta çok beceriklidir.
AB Grubu Erkeği: Otoriter, sözünün aile içerisinde sözünün dinlenmesini isteyen bir bireydir. Hoşgörülü ve kararlı bir yapıya sahiptir. Eşine ev işlerinde yardımcı olmaktan hoşlanır.
0 Grubu Kadını: Çocukları biraz büyüdüğünde, hemen çalışma hayatına geri dönmek ister. Yemek yapmayı sevmez. Mutfak masrafları azaltarak kendine yeni elbiseler almayı tercih eder.
0 Grubu Erkeği: Çok kıskançtır. Kalabalıklara karışmayı sevmez. Hareketli, hırslı ve çalışkandır. Eşine sürekli hediyeler alarak sürprizler yapar. pskoloji portalı




3 Temmuz 2017 Pazartesi

ERDOĞAN'IN SOYU NEREYE DAYANIYOR?


ERDOĞAN'IN SOYU NEREYE DAYANIYOR?
Uzun yıllardır, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mareşal Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK'ün soyu hakkında olmadık iftialar atan AKP tayfasının reis dediği Erdoğan'ın soyu nereye dayanıyor? 
İşte araştırmacı-yazar Oğuz Hakan Göktürk'ün ortaya çıkardığı gerçekler.
E-kitap olarak satışa sunulan kitapta, Erdoğan ailesinin kökeni olan "Bakatoğlulları" ile ilgili şu ifadelere yer alıyor;
"(...)Gürcü Bagratuniler, Osmanlı Devleti’ne en fazla direnen unsurlardan biriydi. Safevilerin ve Osmanlıların Kafkasya’daki çekişmeleri, Gürcü Bagratunilerin varlıklarını devam ettirmelerindeki en önemli faktördü. Osmanlı devletinin Gürcü Bagratuni kralları üzerine düzenlediği seferlerin bir sonucu da bunların asilzadelerinin farklı bölgelere sürgün edilmesiydi. Bir kısım Bagratuni aileleri, İstanbul’da esaret altında tutulurken, bir kısmı da Trabzon, Potamya (Rize) taraflarına zorunlu iskân edilmişlerdi.(...)"
....
"Doğu Karadeniz’e doğru yayılmış olan Gürcü Bagratuni ailesi olan Bakatoğulları da bu sınıfa dâhildi. Gürcü Bagratuni ailesi olan Bakatoğulları diğer ayanlardan farklı olarak Osmanlı Devleti’ne hiçbir zaman itaat etmemişti."
Yani kitaba göre Erdoğan'ın dedeleri Osmanlı'ya itaat etmemişti.
Şİİ-İRAN ETKİSİ VAR
"Erdoğan'ın kökeni" ile ilgili yeni bir tartışmaya kapı açan kitap, Recep Tayyip Erdoğan’ın dedesinin ismi olan Teyyup isminin tarihte ve günümüzde Ağrı, Iğdır ve Tuzluca yöresinde de kullanıldığını hatırlatarak şu iddiada bulunuyor:
Ağrı-Iğdır-Tuzluca, Şii-İran kökenli nüfusun yoğun yaşadığı bir bölgedir. İran’dan Potamya’ya göçler olduğu bilinmektedir. Teyyub isminin hem Iğdır-Tuzluca hem de Potamya’da kullanılması bu iki bölgeye İran’dan göçler olmasının bir sonucudur. Zira Recep Tayyip Erdoğan’ın, 2014 yılındaki İran ziyaretinde “ikinci evimizdeyiz” açıklaması İran’ın Potamya’ya etkisinin tarihsel ve coğrafi olarak ifadesidir. Recep Tayyip Erdoğan’ın aile büyükleri içerisinde yer alan Havuli, Fatuli ve Farfuli gibi isimlere sadece Potamya’da rastlanılmaktadır."
BAGRATUNİLER "PAPAZ ELBİSESİ" İLE SIZDILAR
Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı iken söylediği “Demokrasi bir araçtır. Müslüman’ın laik olması mümkün değildir. Eğer benim emir-komuta merkezim bana Papaz elbisesi giyeceksin diyorsa, Papaz elbisesini giyer, bu şekilde gider görevimi yaparım.” sözlerinin hatırlatan yazar,
Bu sözün de "tarihsel bir gerçeğin ifadesi" olduğunu belirterek şunları yazdı:
"Zaten Bagratuniler, Gürcüler ve Ermeniler içerisine papaz elbisesi giyerek sızmışlardır. Bu söz, Bagratuniler’in Ermeniler arasına sızma mantığının dışa vurumundan ibarettir."
TAYYİP ERDOĞAN’IN EŞİ EMİNE ERDOĞAN
Kitapta Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan ile ilgili iddialara da yer verildi. Emine Erdoğan'ın, Siirtli Gülbaran ailesinin kızı olduğunun belirtildiği kitapta, Gülbaran ailesi ile ilgili şu ifadelere yer verildi:

"Emine Erdoğan, Siirtli Gülbaran ailesinin kızıdır. Gülbaran ailesinin kökenlerinin dayandığı Siirt’te önemli sayıda Yahudi, Ermeni, Süryani, Nasturi, Keldani ve diğer Hıristiyan unsurların yaşadığı bilinmektedir.(...)
BAGRATUNİ KRALI AŞOT’UN KARDEŞİ NASRA
Emine Erdoğan’ın büyük ninesinin ismi olan Nasra, tarihin derinliklerinden gelen çok önemli bir isimdir. 870’li yıllarda yaşayan Bagratuni Kralı Aşot’un kardeşinin adı olan Nasra, yüzyıllar sonra Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın eşi olan Emine Erdoğan’ın büyük ninesi Nasra ile tarih sahnesine çıkacaktır. Nasra ismi günümüzde, Güneydoğu, Doğu Anadolu’da Ermeni ve Süryani görünümlü Bagratuniler tarafından yoğun bir şekilde kullanılmaktadır.(...)
YAHUDİ CASUSLUK ÖRGÜTÜ NİLİ
Emine Erdoğan’ın büyük ninesinin ismi olan Nili, kadim Yahudi isimlerindendir. I.Dünya Savaşı’nda Ortadoğu’da Osmanlı Devleti’ne karşı casusluk faaliyetinde bulunan Yahudi terör örgütünün adı da Nili’dir.(...)"
TARTIŞMALAR DEVAM EDİYOR
Erdoğan'ın kökeni ile ilgili tartışmaları daha önce yazar Ergun Poyraz, yazdığı "Musa'nın Çocukları" isimli kitapla gündeme getirmişti. Söz konusu kitap Ergenekon davasına da konu olmuştu. Poyraz için ise mahkeme 29 yıl hapis cezası kararı vermişti.
Yine gazeteci Soner Yalçın "Kayıp Sicil, Erdoğan'ın Çalınan Dosyası" kitabında Erdoğan ailesi ile ilgili detaylı bilgilere yer vermişti.
Anlaşılan Erdoğan'ın "kökeni" ile ilgili tartışmalar bir süre daha devam edecek gibi görünüyor.
Sözü Soner Yalçın'ın şu cümleleri ile bitirelim:
"Kim kendini hangi inanç ve etnik kimlikle tanımlıyorsa, benim için "doğru" odur. Erdoğan "Gürcü'yüz" diyorsa, öyledir. Emine Hanım "Arap'ım" diyorsa doğrudur."

Silikon Vadisi Yöneticilerinin Çocukları Neden Teknoloji Girmeyen Bir Okula Gidiyor?


Résultat de recherche d'images pour "Silikon Vadisi Yöneticilerinin Çocukları Neden Teknoloji Girmeyen Bir Okula Gidiyor?"



Silikon Vadisi Yöneticilerinin Çocukları Neden Teknoloji Girmeyen Bir Okula Gidiyor? 


Günümüz çocukları teknolojinin içine doğuyor. Bunu hepimiz biliyoruz. Şimdi bu durumu anne babaların nasıl yorumladığını daha iyi anlamak için başka bir gerçeği daha ortaya koymak lazım: Biz teknolojinin içine doğmadık. Hepimiz yaş kemale erdikten sonraki dönemde, yani lise ve üniversite yıllarında ya da iş hayatına yeni atıldığımız dönemlerde tanıştık teknolojiyle. Belki bu yüzden küçücük çocukların hatta el kadar bebelerin teknolojiyle ilişki kurmasından şaşkınlıkla karışık -ilk kez gördüğümüzden olsa gerek- tuhaf bir zevk alıyoruz.
Çok farklı ve zeki bir nesil yetişiyor duygusu kaplıyor içimizi. Belki bu yüzden bir sürü anne baba, “Oğlum 3 yaşında tam bir profesyonel Google kullanıcısı”, “Bizimkinin mouse kullanmasını bir görsen inanamazsın” gibi tuhaf gururlanmalar yaşıyor.
Şükürler olsun ki, çocukların gelişim çağında teknolojiye (bilgisayarlar, cep telefonları, tabletler) uzun saatler maruz kalmasının zararlarıyla (gelişimi ve öğrenmeyi olumsuz etkilemesi, obezite ve saldırganlığa sebep olması, radyasyon emisyonu vs.) ilgili çok sayıda araştırma yayınlandı. Ancak, buna rağmen çocuğunu teknolojiden uzak tutmak için çaba gösteren çok az sayıda anne baba var. Aksine çocuğuna dördüncü ya da beşinci yaş gününde tablet almayı hayal eden anne baba sayısı hiç de az değil.


Sonuç olarak, teknolojiyle çok geç yaşta tanıştığımızdan ve kendimizi pek zeki bulmadığımızdan olsa gerek, küçük bir çocuğun harika bir internet kullanıcısı olmasını yüksek zeka göstergesi olarak algılamaya devam ediyoruz.
Bu okulda hiç teknoloji yok
New York Times’ta yayınlanan ve önemli tartışmalara sebep olan bir makale, zeka ve teknoloji kullanımı arasındaki ilişkiye en sağlam darbeyi vurmayı başardı. Dünyada ve ülkemizde pek çok ilkokul, sınıflarını bilgisayarlarla donatma konusunda acele edip bu konuda birbiriyle yarışa dursun, teknolojinin ana vatanı Silikon Vadisi’nin göbeğinde E-Bay, Google, Apple, Yahoo ve Hewlett-Packard gibi teknoloji devlerinin çocuklarını göndermeyi tercih ettikleri bir okul, kendini teknolojiden tamamen arındırmayı seçiyor. Bu okul, Waldorf School of the Peninsula.
Bu okulda hiç teknoloji yok. Bilgisayar ekranı ya da akıllı tahtalar yerine eski karatahtalar, tebeşirler, kağıt ve kalem var. Öğrenmenin diğer temel malzemeleri ise örgü ve dikiş iğneleri ve bazen de çamur. Bunun dışında bolca oyun odaklı öğrenme ve hikaye anlatma var.
El becerisi zekaya dönüşüyor
Google’ın bir üst düzey iletişim bölümü çalışanı olan Alan Eagle, New York Times’a yaptığı açıklamada “App uygulamasının ya da iPad’in çocuğuma okumayı ya da matematiği daha iyi öğreteceği fikri çok komik” diyor. 5.sınıfa giden kızı henüz Google kullanmayı bilmiyor. Bunun yerine kızı, sınıfındaki diğer çocuklar gibi dikiş becerilerini güçlendirmeye çalışıyor.


Hedefleri birgün kendi çoraplarını dikebilmek. Waldorf eğitim sistemine göre problem çözme ve matematik becerisi, örgü örmek, makas ya da bıçak kullanmak gibi ufak el becerileriyle gelişiyor. El becerileri ve atlama, zıplama, tırmanma gibi hareket becerileri, 7 yaşından sonra zekaya dönüşüyor.
Teknoloji becerisini fazlasıyla büyüten günümüz ebeveynlerinin aksine Alan Eagle’a göre teknolojiyi kullanmayı öğrenmek, dişleri fırçalamayı öğrenmek kadar kolay. “Google’da ve diğer her yerde, teknolojiyi, zekası en düşük insanın bile rahatlıkla kullanabileceği kadar basit hale getiriyoruz. Çocuklarımız büyüdüğünde teknolojiyi kullanmayı becerememeleri gibi bir şey söz konusu bile olamaz” diye özetliyor anne babaların yere göğe koyamadıkları teknoloji becerisini Eagle.
Waldorf sistemi neredeyse 100 yıllık bir eğitim sistemi ancak bilgisayar konusunda tartışma yaratmaya daha yeni başladı. İyi ki de başladı. Çok daha karmaşık hareketler yapabilen çocuğunuzun mouse kullanmak kadar basit bir hareketiyle gurur duymayı bir kenara koyup, onu dikiş dikmek, makas kullanmak gibi pek önemsemediğiniz, oysa çok daha fazla zeka gerektiren el becerileri konusunda yüreklendirmenin zamanı geldi de geçti bile.
Demet Sunar Caferzat 


Eğitim pedia

15 TEMMUZ’DA SİVİLLERİN ÇOĞUNU ERDOĞAN'IN SADAT MİLİSLERİ ÖLDÜRDÜ



Résultat de recherche d'images pour "15 TEMMUZ’DA SİVİLLERİN ÇOĞUNU ERDOĞAN'IN SADAT MİLİSLERİ ÖLDÜRDÜ"


15 TEMMUZ’DA SİVİLLERİN ÇOĞUNU ERDOĞAN'IN SADAT MİLİSLERİ ÖLDÜRDÜ

DARBEYİ BİLEN ADAM: 15 TEMMUZ’DA SİVİLLERİN ÇOĞUNU SARAY’A BAĞLI SADAT MİLİSLERİ ÖLDÜRDÜ
15 Temmuz darbesini aylar öncesinden tahmin eden Eski Pentagon yetkilisi Michael Rubin, Türkiye’ye dair yeni iddialarda bulundu. Son günlerde Türkiye’ye dair şaşırtıcı ve bir o kadar da korkutucu öngörüleriyle gündeme gelen Rubin, son yazısında 15 Temmuz gecesi sivillerin çoğunu Saray’a bağlı SADAT milislerinin vurduğunu ileri sürdü.
SADAT danışman kadrosunda adı geçen isimlerden Emekli Albay Prof. Dr. Nevzat Tarhan 15 Temmuz’dan birkaç gün sonra Habertürk Televizyonunda katıldığı bir programda bu iddiayı destekleyen ifadeler kullanmıştı. SADAT’ın psikolojik harp sorumlusu olarak ismi gündeme gelen 
Tarhan şunları anlattı:
“Tarhan: 28 Şubat’ta YAŞ diye bir mekanizma vardı, yüzlerce, binlerce insanı tasfiye etti. 
Adaleti Savunanlar Derneği var mesela, 28 Şubat’ta biz bu derneği kurduk. 
O derneğin üyeleri, bu yaşanan süreçte -1000’in üzerinde subay astsubay- bu kişiler ne yaptılar? 
Bunlar tankın paletini takozlamayı biliyorlar. 
Bunlar periskopun üzerine çıkıp köreltmeyi biliyorlar. 
Bunlar tankın mazot hortumunu kesmeyi biliyorlar. 
Bunların hepsi o gece sahaya çıktı. Hiç.. Otomatik, kendilerinden. Niye çıktılar? 
Çünkü geçmiş acıyı yaşadıkları… Ve güvensizlik var. 
Bunun arkasından ne gelecek biliyor. 
Şu an mevcut durumu kaybetmekten korkuyorlar insanlar.
Ece Üner: Peki çok kritik bir şeyden bahsediyorsunuz, bu kişiler o gün sokağa çıktılar, ve darbeyi durdurmakta çok önemli rol oynadılar…
Tarhan: Evet, tankın üstüne çıktılar. Yaralananlar var arasında.
Ece Üner: Tasfiye edilmelerine rağmen orduda edindikleri bilgilere dayanarak yapılması gerekenleri yaptılar…
Tarhan: Evet.”

Geçtiğimiz Haziran ayında bazı medya organlarında, isim vermeden Erdoğan’ın “iç savaş” çıkaracağı ve bunun için kadro kurduğu, SADAT kamplarında AKP Gençlik Kolları ve Osmanlı Ocakları’ndan toplanan gençlere eğitim verildiği, bu kişilerin Türkiye’de ve yurt dışında çeşitli suikastlarda kullanılacağı iddia edilmişti.
Eski özel harpçi Adnan Tanrıverdi tarafından kurulan SADAT Uluslararası Savunma Danışmanlık Şirketi, kontgerilla eğitimi vermesi ve devlet tarafından denetlenmemesi ile tartışma konusu olmuştu. 15 Temmuz darbe girişiminden bir ay sonra SADAT Başkanı E. Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi, Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı oldu.

15 TEMMUZ ÖNCESİ KARARGAH ZİYARETİ
Geçtiğimiz Mart ayında çıkan haberlere göre SADAT ekibi, Genelkurmay Plan Prensip Başkanı Korgeneral Salih Ulusoy’la görüşmüş. Ancak 15 Temmuz darbe girişimi sonrası Korgeneral Salih Ulusoy’un darbeci suçlamasıyla tutuklanmış.
SADAT’ın Genelkurmay tarafından ilk kez resmi olarak kabul edildiği, SADAT Başkanı Adnan Tanrıverdi’nin kuruluşun iç birimlerine gönderdiği yazıdan öğreniyoruz: “Ziyaret sırasında ağırlıklı olarak; yargıya kapalı ve açık idari işlemlerle TSK’dan çıkarılan askerlerin mağduriyetlerin giderilmesi için hazırlanan yasa teklifi ve SADAT A.Ş. ile ilgili olarak, ‘Savunma Sanayi Hizmet sektörünün’ oluşmasını sağlayacak yasa teklifi ile ‘İslam Ordusu’ kavramının içinin nasıl doldurulacağı hususu oluşturmuştur.”
Özel Harpçi emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi’nin 2012’de kurduğu Sadat’ın zengin bir danışman kadrosu var. 
Üsküdar Üniversitesi kurucu rektörü Prof.Dr. Nevzat Tarhan’ın şirkete psikolojik harp alanında danışmanlık hizmeti verdiği belirtiliyor. 
Sadat’ın internet sitesinde verilen eğitimler arasında, gayri nizami harp eğitimi, pusu, baskın, yol kapaması, keskin nişancılık, sabotaj, yakın döğüş, atış eğitimi gibi orduların ve profesyonel asker ve polislerin verdiği özel harekat eğitimleri verdiği videolarıyla anlatılıyor.
CHP’li milletvekillerinin 2012’den bu yana Başbakanlık ve Milli Savunma Bakanlığı’na soru önergeleriyle gündeme getirdiği iddiaların neredeyse tamamı cevapsız kaldı. 
ÖSO’ya hatta IŞİD’e eğitim verdiği ileri sürüldü. 
Bu eğitim bilgilerinin batılı istihbarat kurumlarının eline geçmesinden sonra bir süre dondurulduğu ancak daha sonra sürdürüldüğü öne sürülmüştü. 
 Yine yakın dönemde AKP Gençlik Kolları, Osmanlı Ocakları gibi yapılara eğitim verdikleri ortaya çıkmıştı.
Sosyal medyada yer alan iddialardan biri de Sadat yapısının özel harp subayları eliyle gayri resmi silahlı yapı olarak kurgulandığıydı. 

HDP’li Sabahat Tuncel de Lice’de 34 köylünün Sadat eliyle yakıldığı iddialarını dile getirmişti. Tuncel’in “bir subay müdahaleetmese” Lice’de 34 köylünün yakılacağını iler sürmüştü. “Sadat diye bir örgütten bahsediyorlar… 
Çıkıp açıklama yapmak zorundalar” demişti. 
Darbeden 4 gün önce Cumhuriyet’ten Çiğdem Toker’in kaleme aldığı makalede SADAT yapısına ilişkin bunca kuşkuya karşın iktidar ve TSK tarafından konuya ilişkin tatmin edici cevaplar verilmedi.
Résultat de recherche d'images pour "15 TEMMUZ’DA SİVİLLERİN ÇOĞUNU ERDOĞAN'IN SADAT MİLİSLERİ ÖLDÜRDÜ"