LYKOV AİLESİ – TAYGA’DA 42 YILLIK İZOLE BİR YAŞAM:

LYKOV AİLESİ – TAYGA’DA 42 YILLIK İZOLE BİR YAŞAM:
1978 yılında; Sibirya’nın uçsuz bucaksız taygalarında (Tayga-Taiga: Sibirya’da iğne yapraklı ormanlar ile kaplı dağlık bölgeler) jeolojik araştırmalar yapan 4 jeolog, helikopterleri için uygun bir iniş yeri ararken, derin bir vadide, çam ve huş ağaçları arasında bir kulübe ve ekilmiş bir tarla görürler. 
Bu durumu tuhaf kılan, kulübenin en yakın yerleşim yerine 250 km. mesafede olması ve hiç bir ulaşım imkanı bulunmamasıdır. 
Üstelik kışın bu bölgede sıcaklık – 40 C derecelere kadar düşmektedir. 
Yani burası yaşanabilecek bir yer değildir.
Sibirya’nın güney batısında, Rusya Federasyonu’na bağlı Hakasya (Khakassia) Cumhuriyeti kırsalında keşfedilen bu kulübe, doğal olarak jeologların ilgisini çeker.
Helikopterle bölgeye inen 4 jeolog, insan izlerini takip ederek derme çatma kulübeyi bulurlar. Kulübeye yaklaşırken kapı açılır ve tuhaf kıyafetler içerisinde, saçları, sakalları karışmış yaşlı bir adam, yalınayak dışarı çıkar. 
Jeologlar ”Selam dede, ziyarete geldik” diye seslenirler. 
Onları gören yaşlı adam bir müddet hiç kıpırdamadan durur ve sonra”Madem buraya kadar geldiniz, içeri gelin” diyerek onları kulübeye davet eder.
LYKOV _AİLESİ:

Natalia ve Agafia Lykov (kız kardeşler)
Kulübenin küçük bir penceresi vardır ve bu nedenle içerisi loştur. Zemin patates ve çam fıstığı kabukları ile kaplanmıştır. 
Ekip üyeleri, gözleri karanlığa alışınca içeride orta yaşlı iki kadının daha bulunduğunu fark ederler. 
Kadınlar ise dehşet içindedirler ve içlerinden bir tanesi sürekli sallanarak, ‘‘bunlar hep günahlarımız yüzünden, bunlar hep günahlarımız yüzünden……..” diyerek dua etmektedir. 
Bunun üzerine ekip üyeleri, kadınları korkutmamak için tekrar dışarı çıkar ve kulübenin yanında yemeklerini yemeye başlarlar.
Yaklaşık 30 dakika sonra kulübenin kapısı açılır ve tüm aile bireyleri dışarı çıkarak korku içinde yaklaşırlar. Kadınlar ağır ağır, sanki öter gibi, tuhaf bir şekilde konuşmaktadırlar. 
Jeologlar, onlara da yiyecek ikram ederler. 
Kadınlar kendilerine ikram edilen çay, ekmek ve reçele hayretle bakarlar. 
Yaşlı adam ”Ben ekmek gördüm, ama onlar hiç görmedi” der.
Sohbet ilerledikçe, bu ailenin insanı şoke eden hikayesi yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlar.
Gazeteci Vasily Peskov, 1982 yılında ”Komsomolskaya Pravda” gazetesinde, bir seri röportaj ile Lykov ailesinin hikayesini dünyaya duyurmaya başlar. 


(Vasily Peskov bu hikayeyi, 1994 yılında ”Lost in the Taiga” isimli bir kitap haline dönüştürür ve kitap Fransa’da best-seller olur. 
Bunun üzerine ünlü yönetmen Jean Jacques Arnauld tarafundan kitabın film hakları satın alınır.)
İşte Lykov ailesinin insanı hayretler içinde bırakan hikayesi…
Fanatik bir Rus Ortodoks mezhebi olan ”Eski İnananlar Kilisesi”nin üyesi Karp Laykov, devrim sonrası, Bolşeviklerin din karşıtı politikaları nedeniyle zor günler yaşamaya başlar. 
1936 yılında kardeşi bir komünist devriyesi tarafından haksız yere öldürülür. 
Bunun üzerine Karp, karısı Akulina ve çocukları Savin (9) ile Natalia (2)‘yı da alarak kaçar. Sibirya’nın güney batısında, Erinat Nehri kenarında ıssız bir tayga bölgesine yerleşirler. 
Burası Moğolistan sınırına 100 km. mesafede ve en yakın yerleşim yerine 250 km. uzaklıkta, tamamen yalıtılmış bir bölgedir.
Lykov’ların doğru düzgün alet edevatları ve silahları yoktur. 
Neredeyse her şeyi doğadan ve elleriyle yapmak zorundadırlar. 
Kurdukları tuzaklar ile çok nadiren avlanabilmektedirler. 
(Bir yıl boyunca hiç et yemedikleri zamanlar olduğunu söylemişlerdir.) Uzun Sibirya kışlarında ise neredeyse tek yiyecekleri, yazın yetiştirdikleri patates ve çavdardır. 
Ancak bazen bir don tüm ürünlerini mahvedebilmekte ve kışın onları açlığa mahkum edebilmektedir.
Zaman içerisinde elbiseleri de parçalanır. 
Yanlarında getirdikleri bir çıkrıkla, kendi yetiştirdikleri kenevirden kaba bir kumaş dokuyarak kıyafetler yaparlar. 
Ayakkabıları da doğadan, huş ağacı kabuklarındandır.
Ailenin burada yaşarken iki çocuğu daha olur ve nüfus 6 kişiye çıkar.
Gene soğuğun tüm ürünlerini mahvettiği bir yılda, 1961 kışında, anne Akulina Lykov açlıktan ölür. Üstelik tekrar çavdar yetiştirmek için hiç tohumları da kalmamıştır. 


Ancak felaketten, tesadüfen kulübelerinin içinde buldukları tek bir çavdar tohumu ile kurtulurlar. Bu tohumu soğuktan ve farelerden özenle korurlar ve filizlendirerek tekrar çavdar yetiştirmeye başlarlar.
Anne Akulina öldükten sonra anne rolünü büyük kız Natalia üstlenir ve 1978 yılında bulunana kadar da aile 5 kişi olarak taygada alıştığı yaşama devam eder.
Lykov ailesi, 42 yıl boyunca hiç bir insanla temas etmemiştir ve bu 4 jeolog yıllar sonra onların gördükleri ilk insanlardır. 
Hatta taigada doğan Dimitri ve Agafia, aileleri haricinde başka bir insanı ilk defa görmektedirler. 
Anne ve babalarının anlattıklarından şehirlerin olduğunu, oralarda pek çok insanın yaşadığını bilmektedirler, ancak henüz tek bir insan, ev, sokak araç görmemişlerdir. 
II. Dünya savaşından hiç haberleri yoktur. 
Aya gidildiği söylendiğinde kesinlikle inanmazlar. 
Karp Lykov‘u en çok şaşırtan ise şeffaf bir selefon paket olur. 
Karp Lykov bunu kırışabilen, buruşturulabilen bir cam zannederek çok şaşırır. 
Kendilerine verilen hediyeler arasından en çok tuz aileyi sevindirir. 
Daha önceden tuzun tadını da bilen baba Karp, tuzsuz geçen bu 42 yılın tam bir eziyet olduğunu söylemiştir.
Aile, bu ıssız coğrafya da hayatta kalabilmek için kendince yeni yollar üretir. 
Örneğin zamanı kendi buldukları bir usulle, gerçeğe çok yakın takip edebiliyorlardı. 
En küçükleri olan Dimitri ise ailenin tam anlamı ile mucidi idi. 
Bilim adamlarının dikkatini çekecek derecede inanılmaz ahşap işleme yöntemleri, araçları geliştirmişti. 
Dimitri’nin bu buluşları, Rusya’da doğada hayatta kalma okulları müfredatlarına sokulur.
Lykov ailesi, kendilerine yapılan medeniyete dönme çağırılarını redder. 
Onlar burada mutludurlar.
Ancak modern yaşamla temas onlar için çok iyi olmaz. 
Ailenin 3 çocuğu 1981 yılında, birbirini takip eden bir kaç gün içinde ölür. 
Bunlardan Dimitri diğer insanlardan bulaşan zaatürre sonucu, Savin ve Natalia ise muhtemelen iyi beslenememekten kaynaklanan böbrek yetmezliği sonucu ölürler. 
Aile tedavi için onların helikopter ile hastaneye nakledilmelerini kabul etmez.
1988 yılında da baba Karp Lykov uykusunda ölür. 


En küçükleri Agafia Lykov yalnız kalır ancak gene de taygayı terk etmez. 
Sadece 6 kez, o da çok kısa süreler ile modern yaşamla irtibat kurar. 
Her seferinde de, sokakların ve kalabalığın kendisini hasta ettiğini söyleyerek planlanan süreden önce geri döner.
1999 yılında, eski bir jeolog olan Yerefoi Sedov, Agafia’nın kulübesinin 100 metre ilerisine kendi kulübesini yapar ve oraya yerleşir. 
Daha önceden tek bacağını kaybetmiş olan Yerefoi, 16 yıl Agafia’ya yoldaşlık yapar ve 3 Mayıs 2015 tarihinde ölür.
Agafia Lykov bugün 72 yaşındadır ve taigada tek başına yaşamaya devam etmektedir. 
İyice yaşlanmış olması nedeniyle, gönüllü insanların yardımları ile yaşamını sürdürmekte, ancak gene de taygayı terketmemektedir.

Yorum Gönder

0 Yorumlar
* Please Don't Spam Here. All the Comments are Reviewed by Admin.

buttons=(Accept !) days=(20)

Our website uses cookies to enhance your experience. Learn More
Accept !