3 Ocak 2017 Salı

72 Yaşındaki Nebahat Çehre’nin Gençlik Sırrı Ortaya Çıktı




72 Yaşındaki Nebahat Çehre’nin Gençlik Sırrı Ortaya Çıktı
Türk sinemasının ünlü isimlerinden Nebahat Çehre’nin yaşından çok daha genç görünmesinin sırrı sonunda ortaya çıktı. Çehre, önceki gün katıldığı bir davette cildinin pürüzsüzlüğünü nelere borçlu olduğunu açıkladı.
73 yaşındaki Dr. Karatay’ın sosyal medyada esprilere de konu olan diyet programıyla uzaktan yakından ilgisi olmayan güzel oyuncu, cildinin ışıl ışıl bir görüntüye sahip olmasını sık sık gittiği hamamda kese yaptırmasına borçlu.

SIRRI SIK SIK HAMAMA GİTMEK
72 yaşında olmasına rağmen 20’li yaşlardaki pek çok oyuncuya taş çıkaran Nebahat Çehre, kese yardımıyla yenilenen cildinin sağlığını düzenli uyku ve tükettiği bol suyla da koruduğunu söyledi. Bunların yanı sıra düzenli olarak spor yapan Çehre, beslenmesine de çok dikkat ediyor. Çehre’nin yüzünde ve vücudunun herhangi bir yerinde estetik bulunmuyor.


Kaynak Yazı: sabah

Faydaları saymakla bitmiyor!




Faydaları saymakla bitmiyor!

Bademin faydaları saymakla bitmiyor; lezzetli, tok tutuyor, zayıflatıyor ve en önemlisi insan sağlığına sağlık katıyor. İşte bademin araştırmalarla kanıtlanmış faydaları hakkında bilgiler.
Kayısı, şeftali, erik ve kiraz ağaçlarıyla akraba olan badem ağacı, kışın yaprak döken ve 4 ila 10 metreye kadar büyüyebilen, Akdeniz iklimine özgü (Akdeniz, Güney Asya ve Arap Yarımadası) bir ağaçtır. Yemiş olarak tüketilen badem ise bu ağacın sert tohumlarıdır. Türkiye badem üretiminde dünya sıralamasında ilk 10 ülke içerisindedir ve badem, özellikle tatlı badem, sık olarak tükettiğimiz kuruyemişler arasındadır. Badem yağı saç ve cilt bakımından, ayakkabı ve deri giysilerin korunmasına kadar pek çok şekilde kullanılır. Bademin kendisi ise vitamin, mineral ve yüksek kalitede protein içerir. Özellikle E vitamini ve sağlıklı yağ asitleri bakımından çok iyi bir kaynaktır.

Bademin Besin Değeri ve Faydaları
Kolesterol: Yüksek miktarda “tekli doymamış yağ” içeren badem, kötü kolesterolü düşürmek ve kalp hastalıklarına karşı korunmak için önerilen, zeytinyağı benzeri gıdalar arasında yer almaktadır. Bu alanda yapılan tüm araştırmalar düzenli olarak badem (veya tekli doymamış yağ bakımından zengin diğer gıdaları) yemenin kalp ve damar hastalığı riskini azalttığını ortaya koymaktadır. Bazı araştırma sonuçlarında verilen rakamlara göre, bu riskin %30-%45 arasında azaldığı belirtilmektedir. Sonuçları İngiliz “British Journal of Nutrition” adlı bilimsel dergide yayınlanan bir araştırmada, yüksek kolesterolü bulunan hastalara içinde bademinde yer aldığı kuruyemişler, soya proteini, suda çözünen besin lifi bakımından zengin gıdalar (bezelye, yulaf, fasulye) içeren özel bir beslenme programı uygulanmıştır. 2 hafta sonunda hastaların kolesterol seviyelerinde maksimum düzeye yakın bir azalma tespit edilmiştir.

Bademin “kötü” kolesterolü düşürücü etkisi üzerine American Dietetic Association tarafından yapılan bir diğer araştırmada ise, düzenli olarak badem tüketmenin gıdalar yoluyla alınan E vitaminini arttırdığı, E vitamininin antioksidan etkisinin ise damarlarda yüksek kolesterole bağlı olarak gelişen ve damar tıkanıklığına yol açan plak oluşumunu geciktirdiğinin altı çizilmektedir.
Diyabet: Bademin faydaları arasında öne çıkan bir diğer nokta, diyabet hastalarında özellikle yemeklerden sonra yaşanan kan şekeri dalgalanmalarını azaltmasıdır. Badem ayrıca yüksek glisemik indekse sahip gıdaların neden olduğu dalgalanmaları da azaltır. Örneğin diyabetli biri olarak beslenme listenizin dışında kalan, yüksek glisemik indeks değerine sahip bir öğün yediyseniz, bir avuç badem yiyerek yemekten sonra yaşayacağınız kan şekeri dalgalanmasını azaltabilirsiniz.
Kalp Sağlığı: Badem ve diğer kuruyemişler (ceviz, fıstık, fındık vb.) uzmanlar tarafından kalp sağlığının korunması için önerilen gıdalar arasında yer alır. Bunun başlıca nedeni, bu yemişlerin antioksidan bakımından zengin olması ve kalp hastalıkları da dahil olmak üzere pek çok hayati tehlikesi olan hastalığa zemin hazırlayan serbest radikallere karşı vücudun dengesini korumasıdır. Loma Linda Üniversitesi Kamu Sağlığı Fakültesi tarafından yapılan bir çalışmaya göre haftada 4 kez ceviz ve badem yiyenlerin koroner kalp hastalığı yaşama oranı yemeyenlere oranla %37 daha azdır.

Kilo Kontrolü: Diyet yapanların yüksek kalorili olduğu gerekçesiyle yemekten kaçındığı yiyecekler arasında yer alan badem, aslında kontrollü tüketildiğinde tam tersi bir etkiye sahiptir. Hatta yapılan araştırmalar haftada 2 kez badem yiyenlerin yemeyenlere oranla daha az kilo aldığını ortaya koymaktadır. Bademin kilo kontrolü konusunda bir diğer avantajı da yüksek besin lifi içermesi sayesinde tokluk hissini uzatarak öğünler arasında yaşanan “açlık krizlerini” önlemesidir.
Safra Kesesi Taşı: 80.000 kadının katılımıyla, 20 yıllık bir sürede gerçekleştirilen bir çalışmaya göre, her hafta yaklaşık 30 gram badem, ceviz veya fıstık tüketen kadınlarda safra kesesi taşı görülme olasılığı yemeyenlere oranla %25 daha azdır.
Kemik Sağlığı: Kemik sağlığı açısından önemli mineraller olan kalsiyum, magnezyum ve fosfor bademde bol miktarda bulunur. 30 gram badem günlük potasyum ihtiyacının yaklaşık % 8′ini, fosfor ihtiyacının % 14′ünü , magnezyum ihtiyacının ise % 20′sini karşılar. Magnezyum özellikle kalsiyum ve D vitamini seviyesinin düzenlenmesi açısından önemli bir mineraldir.
Bademin Kalorisi ve Besin Değeri
100 gram badem (işlenmemiş, çiğ);
* 575 kalori
* 21.2 gram protein (günlük ihtiyacın %42′si)
* 12.2 gram besin lifi (günlük ihtiyacın %49′u)
* 26.2 mg E vitamini (Günlük ihtiyacın %132′si)
* 1 mg riboflovin (günlük ihtiyacın %30′u)
* 3.4 mg niasin (günlük ihtiyacın %17′si)
* 0.1 mg B6 vitamini (günlük ihtiyacın %7′si)
* 50 mcg folat (günlük ihtiyacın %12′si)
* 264 mg kalsiyum (günlük ihtiyacın %26′sı)
* 3.7 mg demir (günlük ihtiyacın %21′i)
* 268 mg magnezyum (günlük ihtiyacın %67′si)
* 484 mg fosfor (günlük ihtiyacın %48′i)
* 705 mg potasyum (günlük ihtiyacın %20′si)
* 3.1 mg çinko (günlük ihtiyacın %21′i)
* 1 mg bakır (günlük ihtiyacın %50′si)
* 2.3 mg manganez (günlük ihtiyacın %114′ü)
* 2.5 mcg selenyum (günlük ihtiyacın %4′ü)
* 6 mg omega 3 yağ asidi
* 12065 mg omega 6 yağ asidi içerir.
Bu rakamlar sağlıklı bir yetişkinin 2000 kalorilik diyeti için geçerlidir. Günlük almanız gereken vitamin ve mineral oranları yaşınıza ve kalori ihtiyacınıza göre değişiklik gösterebilir.
Badem yerken dikkat edilmesi gereken en önemli nokta tüketilen miktardır. Çünkü 1 seferde 100 gram badem yemek gün boyu almanız gereken yağ miktarının %76′sını bir anda almanıza neden olur. Ayrıca çiğ, işlenmemiş badem neredeyse hiç sodyum (tuz) içermezken işlenmiş bademler yüksek oranda tuz içerir. Uzmanların önerisi haftada 3-4 kez, günde 25-30 gramdan fazla olmayacak şekilde badem tüketilmesidir.
Bademin Zararları
Her yiyecek gibi bademin de “azı karar çoğu zarar”. Öncelikle bademin kalorisinin yüksek olduğunu unutmamalısınız. Diyetinize sadık kalabilmek için öğünler arasında 1 avuç badem yiyebilirsiniz ancak bu miktarın “1 avuç” olarak kalmasına dikkat edin. Badem, diğer bazı yemişler gibi (kaju fıstığı, ceviz, Antep fıstığı, Brezilya fıstığı, fındık ve kestane) alerjik reaksiyona neden olabilir. Kaşıntı, kızarıklıklar, dil şişmesi, ağızda karıncalanma, dudakların şişmesi, hırıltılı nefes alma badem alerjisine işaret ediyor olabilir.
60-70 gram badem günlük E vitamini ihtiyacının tamamını karşılamaktadır. Bu miktardan fazla badem yerseniz, gün içinde tükettiğiniz diğer gıdalardan aldınız E vitamini ile birlikte önerilen dozu aşmış olursunuz. 1-2 günlük E vitamini doz aşımı büyük bir soruna neden olmaz ancak bu durum haftalarca sürerse uyuşukluk, bulanık görme, baş ağrısı, ishal ve şişkinlik gibi problemlere yol açabilir.

Stresli günleri geride bırakıp enerjinizi yükseltmek için 6 öneri


Stresli günleri geride bırakıp enerjinizi yükseltmek için 6 öneri


Kendinizi yoğun, ağır, düşük enerjili hissettiğiniz oldu mu hiç? Stresli hayatlarınızın sizi bir yerden aşağı çektiğini ve modunuzu düşürdüğünü mü hissediyorsunuz? Bütün insanların zaman zaman böyle süreçlerden geçiyor olması, günümüzde kaçınılmaz bir gerçek halini almıştır. Vücut titreşiminizin düşük olması, bu durumları yaşanılabilir kılar.
Günlük yaşamımızda ara sıra, doğal olarak, dikkatimiz dağılabilir ve bizi yüksek titreşimin içine sokan basit unsurları unutabiliriz. Yüksek titreşim yalnızca kendinizi harika hissetmenize vesile olmaz; aynı zamanda beyninizi açmanıza ve ruh yolculuğunuzda yeni zirvelere ulaşmanıza yardımcı olur.
1) Enerji veren yiyecekler tüketin

Organik, GMO (genetiği değiştirilmiş organizma) içermeyen ve enerji veren yiyecekler yalnızca vücudunuzu iyileştirmeyecekler; aynı zamanda beyninizi de neredeyse gece boyunca enerjik tutacaklardır. Enerji veren yiyecekleri tüketmeniz halinde tokluk duygusuna erişmeniz birkaç gününüzü alacaktır; fakat sonunda, tat tomurcuklarınızda bu sağlıklı besinlerin tadını almaya başlamanızla beraber, şeker, süt , beyaz buğday ve et gibi yiyeceklere yönelik isteğiniz de azalacaktır.

Sebze, meyve, tohum, fındık ve pişirebileceğiniz bir çok yiyeceğin tüketimine odaklanmayı deneyin. Sağlıklı yiyecekler yiyebilmek adına tüm harika fikirleri bulabilmek için hızlı bir Google araması gerçekleştirebilirsiniz. Ayrıca zerdeçal, yosun ve zencefil gibi güzel yiyeceklerin de tadına bakmayı ihmal etmeyin. Eğer şeker veya şeker yerine kullanılan organik tatlandırıcıları bırakmak isterseniz, bol miktarda çay tüketmeyi deneyin. Doğal bitkiler üzerine bir araştırma gerçekleştirmeniz halinde, onlardan sayısız yemek türü çıkarılabileceğine de şahit olursunuz.
2) Uykunuzu alın

Bazen uyku en iyi meditasyondur. Gece bir ya da iki saat erken yatmaktan korkmamalısınız; çünkü bu sayede vücudunuz ve beyniniz hayatınıza devam etmek için gerekli olan tüm değişimleri daha rahat uygularlar.
3) Alkalin su için

Çay veya meyveli içecekler hazırlarken florürsüz alkali su kullanıyor olduğunuzdan emin olun. Bu su, duyularınızı etkili bir biçimde kullanabilmek adına ihtiyaç duyduğunuz dengeyi bünyesinde içermektedir. Nüfusun büyük bir çoğunluğunun susuzluktan kırılmakta olduğu, herkesçe bilinmekte olan bir gerçektir; ne var ki denge kurabilmek, çabuk öğrenmek ve mevcut duyguları belirli bir denge çerçevesinde dışa vurabilmek adına günde 3 litrelik su tüketimi, büyük önem taşımaktadır.


Suyu cam bir kaptan için ya da plastik dışında herhangi bir sürahi içerisine doldurun. Çoğu su şişesi, vücutta istenmeyen toksinler içerir. Bu toksinler beyninizde karmaşa yaratabilir, bilincinizin genişlemesi açısından engeller teşkil edebilirler.
4) Güneşin ve ay ışığının altında meditasyon yapın

Bilinci güçlendirmenin ve enerji depolamanın en etkili yollarından biri, güneşin veya ay ışığının altında meditasyon yapmaktır. Üçüncü gözü güneşe veya aya yöneltmek, bu meditasyonu etkili kılmak açısından büyük önem taşımaktadır. Üçüncü göz, gözlerin ve alnın arasında yer almaktadır. Ay ışığı ile bağlantılı bir meditasyon yapılması halinde dolunayın varlığı, mevcut etkinin artmasını sağlayacaktır.
5) Derin bir nefes alın

Yavaşça ve derince nefes alın. Yüzeysel bir biçimde nefes alıp vermek, vücuttaki oksijen miktarının sınırlanmasına sebep olabilir. Nefes aldığınızda bütün havayı midenizin içerisine çekmiş olursunuz. Görsel enerji aldığınız her nefes beraberinde vücudunuza girer. Tüm vücudunuzu onunla doldurduğunuzu hayal edin. Verdiğiniz her nefes ise üzerinizdeki mevcut stresi ve negatif enerjiyi kendinizden uzaklaştırmanıza yarar.
6) Enerjiye yönelik alıştırmalara başlayın

Enerjiye yönelik alıştırmalara başlamak; enerjiyi daha etkili bir biçimde kullanmayı, onu geri dönüştürmeyi ve depolamayı öğrenmenize vesile olur. Yoga, Reiki ve Çigong* odaklanmayı, manevrayı ve enerji için ideal olan dengeyi bulmayı öğrenebileceğiniz birçok yöntemden yalnızca birkaçıdır. Bu sayede enerjinizi kısa zaman içersinde yükseltebilir; dengeleri yerine oturtabilirsiniz.


*Çigong, bedenin enerjisini (Çi) hissetme, güçlendirme ve kontrol etme sanatıdır (Gong). Kökeni kadim Uzak Doğu bilgeliğine dayanır.

Kaynak: Sociedelic

DÜNYADA ARASAN, BULAMAZSIN: Bu ağaç sadece Türkiye’de var!




DÜNYADA ARASAN, BULAMAZSIN: Bu ağaç sadece Türkiye’de var!
Buhur (Günnük) ağacından Antep fıstığına, sabırlık bitkisinden ağaç perilerine, yarasadan örümceğe, elektrikli balıklardan sivrisineğe… Balıkçı’nın ne çok söyleyecek sözü, ne çok anlatacak hikayesi, hepsinden çok, ne kadar derin bir Anadolu sevgisi varmış!..
“Merhaba Anadolu”da, Halikarnas Balıkçısı’nın en özel yazıları bir arada. Balıkçı’nın çoğu eseri gibi, dönüp dönüp yeniden okuyabileceğiniz, elinize alıp sık sık karıştırabileceğiniz türde bir kitap. Okudukça şaşırtacak, sizi Anadolu’nun zenginlikleriyle bir kez daha onurlandıracak!
Tadımlık:

“Bu günnük ağacı yalnız Marmaris-Köyceğiz arasında, bir de Gökova’nın kimi kıyılarında bulunur. Yeryüzünde başka hiçbir yerde yoktur.”
“Ülkemizde bu ağacın sığala yağı çıkartılıp, tonlarcası Avrupa’nın birçok lavanta fabrikasına satılır, yani ihraç edilir. Günnük yağının fazla bir kokusu yoktur. Ama radyolarda hoparlörler sesi büyütür ya: Hoparlörün sesi büyüttüğü gibi, günnük ağacının yağı da kokuyu büyütür. Örneğin bir damla gülyağı beş kilo sığala yağına dökülünce, beş kilonun beş kilosu da gülyağı olur.


Doğal tarımın babası Fukuoka’dan sürdürülebilirlik ilkeleri





Doğal tarımın babası Fukuoka’dan sürdürülebilirlik ilkeleri
Masanobu Fukuoka Japonya’nın güneyindeki bir adada çiftçilik yapan bir aileye mensup. Mikro-biyoloji eğitimi alan Fukuoka, birkaç sene süren iş hayatının sonunda; insanın doğayı anlama çabasının yıkıcı sonuçlarını anlayarak köyüne dönüyor. Burada ilk denemeleri başarısızlıkla sonuçlanan deneysel çalışmalar yapmaya başlıyor. “Hiçbir şey yapma” tarımı adını verdiği yöntemle Japonya’nın en yüksek mahsulünü alan Fukuoka, doğal tarımı bir hayat felsefesi edindi ve 95 yaşında (2008 yılında) hayata veda edene dek bu felsefeyi sindirdi, uyguladı, öğretti.
Buyrun, doğal tarımın 4 ilkesi:
Toprağı işlememek!

Doğal tarımda toprağın sürülmesi; bitki köklerinin yayılması, mikroorganizmaların ve küçük hayvanları ile yer solucanlarının aktiviteleri gibi doğal yollardan kendi kendine gerçekleşir. Fukuoka’ya göre; toprağı işlememek, toprağı sürerek veya belleyerek altını üstüne getirmemektir. Çünkü toprak sürüldüğü zaman doğal ortam tanınmayacak şekilde değişir. Doğası değişen toprak yabani otların egemenliğine girer. Yabani otları temizlemeye çalışan çiftçi ise neredeyse imkansız bir işle baş başa kalır. Çiftçinin bu gibi durumlarda vicdani bir sorumluluk hissettiğini de belirten Fukuoka; en duyarlı yaklaşımın bu durumu yaratan doğal olmayan uygulamalardan vazgeçmek olduğunu söylüyor. Sapları yaymak ve yonca ekmek gibi yumuşak yöntemler kullanıldığı zaman çevre doğal dengesine geri dönüyor ve sorun çıkaran yabani otlar bile kontrol altına alınabiliyor.


Suni yani kimyasal gübre ya da hazırlanmış kompost kullanmamak!
Fukuoka gübre olarak, beyaz yoncadan oluşan bir zemin örtüsü kullanıp, dövülmüş sapları tarlaya geri verir ve tarlaya az miktarda kümes gübresi ekliyor. Fukuoka’ya göre; doğa kendi hâline bırakıldığında verimlilik artıyor. Bitki ve hayvanların organik atıkları yüzeydeki bakteri ve mantarlar tarafından çürütülüyor. Yağmur suyunun hareketiyle, besinler toprağın derinliklerine taşınarak mikroorganizmalara, yer solucanlarına ve diğer hayvanlara yiyecek oluyor.
Ayrıca Fukuoka hazırlanmış gübre yerine de tüm sap ve kabukları tarlaya geri veriyor. Sapların çürümesini kolaylaştırmak için ördekleri tarlaya salıyor. Eğer yavru ördekler, fideler daha gençken tarlaya salınırsa, pirinçle birlikte büyüyor. 10 ördek 1 dönüm için gerekli tüm gübreyi sağlıyor ve aynı zamanda yabani otları da kontrol altında tutuyor.
Yani Fukuoka; sap ve yeşil gübre kullanarak, hiç kompost ya da ticari suni gübre kullanmadan yüksek verim alınabileceğini savunuyor.


Toprağı sürme ya da herbisit (yabani otları öldürmek için kullanılan kimyasalların ortak adı) kullanma yoluyla yabani otları temizlememek!
Yabani otlar, toprak verimliliğini oluşturduğundan ve canlı topluluğunun dengesini sağlama rolü oynadığından, Fukuoka yabani otların yok edilmemesini, kontrol altında tutulması gerektiğini söylüyor. Fukuoka beyaz yoncadan oluşan bir zemin örtüsü ve geçici olarak su basmanın (gölleme) kendi tarlalarında etkin bir yabani ot denetimi sağladığını öğütlüyor.
Toprağın sürülmesine son verildiği zaman yabani otların egemenliği de sona ermiş oluyor. Bununla birlikte herbisit kullanmak da oldukça mânâsızlaşıyor.



Kimyasallara bağlı kalmamak!
Doğa kendi halinde iken kusursuz bir denge içindedir. Ancak suni gübre ve toprağın sürülmesi zayıf bitkiler ortaya çıkarır ve bu bitkilerin düzenli ilaçlanması gerekmektedir. Fukuoka doğanın dengesini bozmadan tarım yapmanın hem daha verimli hem de daha kolay olduğunu vurguluyor.
Tarımsal kimyasallar kullanmak zararlılardan kurtulmanın bir yolu değildir. Fukuoka sorunları çözmek için kimyasal kullanmanın zararlılardan daha da zararlı bir yöntem olduğunu söylüyor. Doğal tarımın mücadele yolları da doğal olmalı!


Kaynak: Ekin Sapı Devrimi (Masanobu Fukuoka, Ekim 1975)

Anne babalar lütfen okuyun; “Çocuğunuzun İleride Kendisine Yeten Bir Yetişkin Olabilmesi İçin Gerekli Beceriler




Anne babalar lütfen okuyun; “Çocuğunuzun İleride Kendisine Yeten Bir Yetişkin Olabilmesi İçin Gerekli Beceriler”

Başarılı yetişkinler olmaları için çocukların üzerinde çok büyük bir baskı var.
“Bebek” ve “küçük” sözcüklerinin arkasına sık sık “Mozart” ve “Einstein” eklenmesi bu yüzden. Ancak bu hazırlık süreci çocukların zihinsel ve fiziksel olarak hasta ediyor.
Pek çok anne baba, çocuklarının davranış şeklini ve sıkı çalışmalarını ödüllendirip sürece inanmaları gerekirken zekâ ve başarıyı fazla önemsiyor, sınavdan notlarının ne kadar önemsendiğini zaten söylemeye gerek yok.
Yapabilen Çocuklar Yetiştirmek: Çocuklara, Hızla Değişen Dünyada Ayakta Kalma Becerileri Kazandırmak adlı kitabın ortak yazarlarından Dr. Richard Rende böyle düşünüyor. Kitapta genel olarak, “çocuklarının yaşamlarındaki her unsuru yöneten” ya da tam tersi ve uç noktaya giderek, “çocuklarına istedikleri her şeyi yapmaları için izin veren” ebeveyn modeline tavsiyelerde bulunuluyor. Helikopter ebeveynlerin ayaklarını biraz daha yere basmasını ve yoldan çıkmaya meyleden çocukları hizaya sokmaya yönelik öneriler bunlar. Rende, “Anne babaların sadece problem çözen değil, aynı zamanda problemlerin adını koyabilen çocuklar yetiştirmesine yardımcı olmak istiyoruz” diyor.

İleride kendine yetecek yetişkinle olabilecek çocuklar:
Dağıtmayı ve Bir Araya Getirmeyi Bilirler
Oyuncak Hikâyesi filmindeki korkunç komşu çocuğu Sid’i hatırlıyor musunuz? Oyuncakları parçalıyor, sonra da tuhaf şekillerde bir araya getiriyordu. Evet, Sid sadist ve ortalığı birbirine katan bir çocuktu belki ama aynı zamanda problem çözme becerisi gelişmişti. “Bir şeyleri dağıtmak amaçsız değildir, yapıcı ve oluşturucu bir güdüdür. Bir şeyi ufak parçalara ayırıp tekrar bir araya getirmek genç zihinleri güçlendirir çünkü bu sadece bir soyutlama deneyimi değil, aynı zamanda ellerin kullanıldığı bir maceradır” diyor Rende.
“Farklı” Düşünebilirler
“Farklı” düşünebilme kavramının gerisinde yatan düşünce, “evet” ve “hayır” gibi sözcüklerden uzak durup soruları açık uçlu bırakabilmektir. Örneğin, “Daha çok var mı?” yakınmasını her duyduğunuzda içinizden arabanızı uçuruma doğru sürmek geçse de bunu mola yerleri arasında bir öğrenme fırsatına dönüştürebilirsiniz. Yolunuza devam edin ve çocuklarınızdan, bir sonraki “turist tuzağını” bulmalarını isteyin. Onlarla “Nesi var? ya da “Plaka saymaca” oynayın. Öte yandan, aynadan arkaya baktığınızda sadece iPad’lerini ve kulaklıklarını gördüğünüz çocuklarınızın böyle bir derdi olmayabilir de.

Tamamen İyimserdirler
Kitaptaki bir alıntda, “Kötümser insanlar çaba harcamaktan kaçınırken iyimser insanlar çaba harcar” deniyor. Diğer bir deyişle, eğer bir durumun düzeltilebileceğini düşünüyorsanız düzeltilebilir! Çocuklar anne babalarıyla genellikle iyimser etkileşim içinde olsalar da araştırmalar gelişme çağlarındaki olumsuzlukların onları yıllar sonra etkileyebildiğini gösteriyor. Bir bebeğe bebekçe şeyler yapmamasını söyleyemezsiniz elbette.
Fırsatları Değerlendirirler, Riske Girmezler
Rende’ye göre başarılı girişimciler çok büyük risklere girmezler, bunun yerine, onlara karar vermelerinde yol gösterecek bütün bilgiyi toplarlar. İşte bu noktada risk, fırsata dönüşür. Amaç, “heyecan peşinde koşacak bir nesil yaratmak” değil, başarısızlığa uğramaktan korkmadan fırsatları değerlendirebilecek çocuklar yetiştirmek olmalı. Rende, çocukların bir şeyin üstüne atlamadan önce durup bakmalarını sağlamak için durumları fazla abartmamak (ya da hafife almamak) gerektiğini söylüyor. Fakat hangisini yaptığınızı nasıl anlayacaksınız?


Diyelim ki çocuğunuz futbol antrenmanında/jimnastik dersinde/tuba provasında zorlanıyor. Onları istemedikleri halde zorla oraya götürmeyin. Ama ilgilendikleri şeyi tamamen bırakmalarına da izin vermeyin, başa çıkmalarını isteyin. Çocuğunuz oraya kendisi gidebilir, siz bu sırada siz sadece diğer tarafta onları yüreklendirmeye hazır bekleyin.
Popüler Olmaktansa Sevilen Birisi Olmayı Daha Çok Önemserler
“Çocuğunuzun gelecekte başarılı olup olmayacağının en önemli göstergesi nedir biliyor musunuz? Çocuğunuzun iyi ve sevilen birisi olması” diyor Rende. İnsanlar tarafından sevilmek önemlidir ama her zaman popüler olmayı getirmez. Başkaları tarafından sevilen birisi diğer insanlara doğal bir empatiyle yaklaşır ve sıcak bir mizacı vardır. Popülerlikse daha farklıdır, insanlar popüler birinin gözüne girmeye çalışırlar.
İyi Konuşabilirler
Bazen, inanılmaz özgeçmişleri olan gençlerin, sohbet etme ve konuşma becerileri olmadığı için iş görüşmelerinde başarısız olduklarını duyarım” diyor Rende. Olgunlaşmamış birisiyle sohbet etmeye çalışmak herkes için sinir bozucudur. Çocuklarınızın daha anaokuluna başlamadan önce milyonlarca ve milyonlarca kelime duyması gerekiyor. Büyüdükçe onlarla gerçek, göz teması kurduğunuz sohbetler yapın. Ergenliklerinde, sizinle hâlâ konuşuyorlarsa onları dinleyin. Böyle böyle “basit” ve “dandik” kelimelerinin ayrımını öğreneceklerdir.

Zahmetli İşlerden Kaçmazlar
Rende, günümüzde gençlerin fazla çalışmadığı gibi genel bir önyargı bulunduğunu söylüyor. Aslında gençler eskiye göre daha fazla çalışıyorlar, bu yüzden de geleceğin ekonomisinde iyi bir yerleri oluyor. “Gençler sadece ev işleri gibi angaryalarla uğraşmıyor artık. Yoksa girişimci olarak her şeye deneyebiliyorlar” diyor Rende. Bu yüzden çocuklarınıza mutlaka ev işi yaptırın, okul dışı etkinliklere katılmalarını sağlayın. Rende, “Böyle baktığınızda, rock yıldızları da eskiden sahne işlerini kendileri yaparlardı” diyor. Gerçekten de bugün Elon Musk’ın kendi gitarını taşıdığını düşünebiliyor musunuz?

2 Ocak 2017 Pazartesi

Silikon Vadisi Yöneticilerinin Çocukları Neden Teknoloji Girmeyen Bir Okula Gidiyor?





Silikon Vadisi Yöneticilerinin Çocukları Neden Teknoloji Girmeyen Bir Okula Gidiyor? 

Günümüz çocukları teknolojinin içine doğuyor. Bunu hepimiz biliyoruz. Şimdi bu durumu anne babaların nasıl yorumladığını daha iyi anlamak için başka bir gerçeği daha ortaya koymak lazım: Biz teknolojinin içine doğmadık. Hepimiz yaş kemale erdikten sonraki dönemde, yani lise ve üniversite yıllarında ya da iş hayatına yeni atıldığımız dönemlerde tanıştık teknolojiyle. Belki bu yüzden küçücük çocukların hatta el kadar bebelerin teknolojiyle ilişki kurmasından şaşkınlıkla karışık -ilk kez gördüğümüzden olsa gerek- tuhaf bir zevk alıyoruz.

Çok farklı ve zeki bir nesil yetişiyor duygusu kaplıyor içimizi. Belki bu yüzden bir sürü anne baba, “Oğlum 3 yaşında tam bir profesyonel Google kullanıcısı”, “Bizimkinin mouse kullanmasını bir görsen inanamazsın” gibi tuhaf gururlanmalar yaşıyor.

Şükürler olsun ki, çocukların gelişim çağında teknolojiye (bilgisayarlar, cep telefonları, tabletler) uzun saatler maruz kalmasının zararlarıyla (gelişimi ve öğrenmeyi olumsuz etkilemesi, obezite ve saldırganlığa sebep olması, radyasyon emisyonu vs.) ilgili çok sayıda araştırma yayınlandı. Ancak, buna rağmen çocuğunu teknolojiden uzak tutmak için çaba gösteren çok az sayıda anne baba var. Aksine çocuğuna dördüncü ya da beşinci yaş gününde tablet almayı hayal eden anne baba sayısı hiç de az değil.


Sonuç olarak, teknolojiyle çok geç yaşta tanıştığımızdan ve kendimizi pek zeki bulmadığımızdan olsa gerek, küçük bir çocuğun harika bir internet kullanıcısı olmasını yüksek zeka göstergesi olarak algılamaya devam ediyoruz.


Bu okulda hiç teknoloji yok

New York Times’ta yayınlanan ve önemli tartışmalara sebep olan bir makale, zeka ve teknoloji kullanımı arasındaki ilişkiye en sağlam darbeyi vurmayı başardı. Dünyada ve ülkemizde pek çok ilkokul, sınıflarını bilgisayarlarla donatma konusunda acele edip bu konuda birbiriyle yarışa dursun, teknolojinin ana vatanı Silikon Vadisi’nin göbeğinde E-Bay, Google, Apple, Yahoo ve Hewlett-Packard gibi teknoloji devlerinin çocuklarını göndermeyi tercih ettikleri bir okul, kendini teknolojiden tamamen arındırmayı seçiyor. Bu okul, Waldorf School of the Peninsula.

Bu okulda hiç teknoloji yok. Bilgisayar ekranı ya da akıllı tahtalar yerine eski karatahtalar, tebeşirler, kağıt ve kalem var. Öğrenmenin diğer temel malzemeleri ise örgü ve dikiş iğneleri ve bazen de çamur. Bunun dışında bolca oyun odaklı öğrenme ve hikaye anlatma var.


El becerisi zekaya dönüşüyor

Google’ın bir üst düzey iletişim bölümü çalışanı olan Alan Eagle, New York Times’a yaptığı açıklamada “App uygulamasının ya da iPad’in çocuğuma okumayı ya da matematiği daha iyi öğreteceği fikri çok komik” diyor. 5.sınıfa giden kızı henüz Google kullanmayı bilmiyor. Bunun yerine kızı, sınıfındaki diğer çocuklar gibi dikiş becerilerini güçlendirmeye çalışıyor.


Hedefleri birgün kendi çoraplarını dikebilmek. Waldorf eğitim sistemine göre problem çözme ve matematik becerisi, örgü örmek, makas ya da bıçak kullanmak gibi ufak el becerileriyle gelişiyor. El becerileri ve atlama, zıplama, tırmanma gibi hareket becerileri, 7 yaşından sonra zekaya dönüşüyor.

Teknoloji becerisini fazlasıyla büyüten günümüz ebeveynlerinin aksine Alan Eagle’a göre teknolojiyi kullanmayı öğrenmek, dişleri fırçalamayı öğrenmek kadar kolay. “Google’da ve diğer her yerde, teknolojiyi, zekası en düşük insanın bile rahatlıkla kullanabileceği kadar basit hale getiriyoruz. Çocuklarımız büyüdüğünde teknolojiyi kullanmayı becerememeleri gibi bir şey söz konusu bile olamaz” diye özetliyor anne babaların yere göğe koyamadıkları teknoloji becerisini Eagle.

Waldorf sistemi neredeyse 100 yıllık bir eğitim sistemi ancak bilgisayar konusunda tartışma yaratmaya daha yeni başladı. İyi ki de başladı. Çok daha karmaşık hareketler yapabilen çocuğunuzun mouse kullanmak kadar basit bir hareketiyle gurur duymayı bir kenara koyup, onu dikiş dikmek, makas kullanmak gibi pek önemsemediğiniz, oysa çok daha fazla zeka gerektiren el becerileri konusunda yüreklendirmenin zamanı geldi de geçti bile.

Demet Sunar Caferzat 

Eğitim pedia